22 Mart 2009 Pazar

Veda


Hayat; gerçekten tam bir gelişim okulu, insanın kendisini geliştirmesi için Allah’u Teala Hazretleri çok farklı şeyleri vesile kılıyor. Bu blog da benim için öyle oldu -Nisan 2008- de çok enteresan bir şekilde blog yapmaya başladım. Buradan çok şeyler öğrendim... Çok kıymetli insanlar tanıdım... Yorumlarıyla beni yalnız bırakmayan, bilgilerini esirgemeyip bizlerle paylaşan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. İyiki tanıdım sizleri... Allah (cc.) hepinizden razı olsun, haklarınızı helal ediniz Lütfen!


Sevgiyle kalın!


17 Mart 2009 Salı

Sır ve kalbe sahip olunmalıdır

Allah'u Teala, İbrahim Aleyhisselama vahyetti:


Ey İbrahim! Sen benim Halilimsin, dostumsun. Ben de senin halilinim! Sırrını (kalbini ve gizli halini) benden başkasıyla meşgul etmemeğe bak. Ben senin sırrına(kalb ve gizli haline) bakarım. Eğer onu benden başkasıyla meşgul olmuş görürsem; dostluğumu senden keserim. Çünkü benim dostluğum iddiasında sâdık olan kişiyi ben ateşle yaksam bile yine de sırrını (kalb ve gizli halini) bana hürmeten benden başkasına çevirmez. Zira muhakkak ki beni müşahede etmekten bir an olsa bile ayrılan her sır sahibi, benimle konuşmaya ve benim nazarıma salih ve layık olamaz.


14 Mart 2009 Cumartesi

Amelsiz cennet

Şehr ibni Havşeb rh. Buyurdular:

Amelsiz cennet istemek günahlardan bir günahtır. Sebepsiz şefeati beklemek bir çeşit aldanmaktır. İtaat edilmeyenden, rahmet dilemek ise cehalet ve ahmaklıktır.

11 Mart 2009 Çarşamba

Günahtan Sonra Namaz

Efendimiz sav. Hazretleri buyurdular:

Herhangi bir kul bir günah işler, sonra güzelce bir abdest alır sonra namaz kılar ve sonra Allah’dan mağfiretini isterse elbette Allah’u Teala onu bağışlar. (Günahlarını affeder)

Sonra efendimiz şu ayeti kerimeyi okudu:

Ve onlar ki, bir kabahat yaptıklarında veya nefislerine zulmettikleri vakit Allah’ı anarlar da, günahlarına hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Hem onlar yaptıklarına, bile bile ısrar etmezler. (Âl-i İmrân /135)


Ruhul Beyan


09 Mart 2009 Pazartesi

Tevrat’ta Şöyle vârid olunmuştur:

Ey kulum! Benden utanmaz mısın? Bazı arkadaşlarından sana bir mektup geldiğinde, yolda yürüdüğün halde, yolun bir kenarına çekilip, o mektubu okumak için oturup, onu harf be harf tedkik edip bir noktasını dahi gözden kaçırmazsın. İşte bu benim kitabımdır, sana indirdim. Dikkat et ki o kitapda senin için ne kadar hüküm beyan etmişim ve orada enine-boyuna düşünmen için nice ahkâmı senin için tekrarlamışım! Bütün bunlardan sonra yine de sen o kitapdan yüz çeviriyorsun. Acaba ben bir takım arkadaşlarından senin yanında daha mı kıymetsizim ki, böyle yapıyorsun?


Ey Kulum! Senin bazı arkadaşların yanında oturduğun zaman, bütün varlığınla ona dönersin. Bütün kalbinle onun konuşmasını dinlersin. Eğer o konuşurken başka birisi konuşmak ister veya onun konuşmasından seni meşğul eden herhangi bir engel çıkarırsa, derhal o ikinci konuşmacıya işaret ederek onun susmasını istersin. Dikkat et! İşte ben sana yönelmiş, seninle konuşuyorum. Oysa sen kalbinle benden uzaklaşıyorsun. Acaba beni bazı arkadaşlarından daha mı ehven telakki ediyorsun?


İhya-i Ulûm'id-Din